<$BlogRSDUrl$>

Perşembe, Mart 25, 2004

İSK'nın S'si, "Silahlı" mı, "Savunma" mı? (KRFD'den GKRY'ye, oradan İAFT'ye OD'nin hali) 

Fehmi Koru, bugünkü(*) yazısında(**) Hamas'ın manevi lideri Şeyh Yasin suikastından söz ederken şöyle diyor:
"Suikastçı üniformalı biri ve kullandığı helikopter de İsrail Silâhlı Kuvvetleri'ne (İSK) ait. Kullanılan silâh da değdiği her yüzeyi yakacak çapta bir füze."

Koru'nun kullandığı "İSK" kısaltması doğru da, bu, "İsrail Silahlı Kuvvetleri"nin değil "İsrail Savunma Kuvvetleri"nin kısaltması olacak. İngilizcesi, Israeli Defense Forces, yani kısaca IDF. II. Dünya Savaşı'ndan sonra Amerikalılar "Savaş Bakanlığı" ifadesini fazla saldırgan (veya pre-emptive) bulmuş, bu adı "Savunma Bakanlığı" olarak değiştirmişlerdi. İsrail ordusunun adı da o hesapla böyle konmuş olmalı.

Koru'nun "Türkiye'de TSK varsa, İsrail'de de İSK olmalıdır" diye düşünerek böyle yazdığı anlaşılıyor. Bunu ben de bir kere yapmıştım. Daha KKTC kurulmadan önce, okulda Kıbrıs'la ilgili bir ödev yapmıştım. Kuzeydeki Türk devletinin adını "Kıbrıs Türk Federe Devleti" olarak yazıp KTFD diye kısalttım, ama iş güneye gelince ne yapacağımı bilemedim. "Olsa olsa, Rumların devletinin de adı Kıbrıs Rum Federe Devleti'dir" diye düşündüm, ve böylece ödev boyunca, tarihte hiç kurulmamış bir KRFD'den söz edip durdum. Geçenlerde, Sadi Somuncuoğlu'nun Zaman'daki bir yorumunda, Rum tarafı için, "Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY)" deniyordu. Evet, GKRY diye bir şey hiç olmadı, Rumlar hep Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kabul edildiler, tabii bizim dışımızdaki bütün dünya tarafından.

İsrail "Savunma" Kuvvetleri'ne döneyim yine. İAFT'na(***) gittiğimde, bir tişört görmüştüm; oldukça popülerdi. Üzerinde bir simsiyah F-16 silüeti vardı tişörtün, altında da şu yazıyordu:
Don't Worry America, IDF is behind you!
Yani, "Merak etme Amerika, İSK arkandadır!"

Bu gidişle, bu tişörtün daha pek çok yerel versiyonunu görecek gibiyiz:
"Merak etme Kürdistan, İSK arkandadır!"

(*) Bu yazının yayınlandığı saat (25 Mart 2004, Perşembe, saat 05:00) itibarıyla artık, "dünkü" yazı oldu. Ancak, Yenişafak sitesine 25 Mart henüz gelmiş değil.
(**) Yenişafak'ın web masteri uyuyor mu? Arşivdeki adresleme sistemini bugünün gazetesinde de kullansanız, biz de verdiğimiz bağlantıları sürekli güncellemek zorunda kalmasak, ne güzel olur!
(***) "İAFT de neresi kardeş?" diye soruyorsunuz, biliyorum. Suriye konsolosluğu vize başvuru formunda görmüştüm, hani oradan aparttım: İşgal Altındaki Filistin Toprakları.

Pazar, Mart 21, 2004

Pakistan'ın işi daha da zor... 

Amerika Türkiye'den Irak Savaşı için isteklerde bulunduğunda, Türkiye gerçekten çok zor bir duruma düştü. Bir tarafta dünyadaki tek süpergücün isteklerine boyun eğme zorunluluğu, diğer tarafta Amerika'nın dünyaya açtığı savaşa destek vermenin manevi mes'uliyeti ve Amerika'nın Irak planlarında Türkiye'yi kaygılandıracak her şeyi yapmasının getirdiği tedirginlik... 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi, öncesi ve sonrasıyla, Türk cumhuriyetinin yaşadığı en ciddi krizlerden biriydi. Ama bir şekilde, gelinen noktada Türkiye, şimdilik çok kötü bir konumda değil. Tabii, Irak'taki gelişmeler, Kürtlerin durumu, bölgenin istikrarsızlaşması, gelecekte çok daha büyük sorunlar doğurmaya gebe. Ama bugün itibarıyla Türkiye, Irak pisliğine bulaşmaktan bir şekilde kurtulmuş görünüyor.

Pakistan'a baktığımızda halimize şükretmek lazım. Bizim yaşadığımız açmazları onlar da yaşıyorlar, hem de daha yaman bir biçimde. Amerikalılar, Pakistan'a muazzam baskı yapıyorlar. Son operasyon bunun bir göstergesi. Yoksa Pakistan, Afgan sınırı boyunca uzanan, yarı müstakil "sınır eyaleti"ne asla asker sokmaz, kanlı çatışmalara girmezdi. El Kaide ve Taliban'a karşı ülkenin her tarafında hatırı sayılır bir sempati var. Ama, bu sınır bölgesinde sempati, ölümüne bir desteğe dönüşüyor. Buradaki insanlar, Büyük İskender'e bile baş eğmemiş olmakla iftihar ediyorlar.

Dawn gazetesindeki şu makaleyi okurken, Amerika'yla işbirliği yapmak zorunda kalmanın ne denli zor olduğunu düşündüm ve Pakistan'a göre Türkiye'nin durumunu değerlendirdim. Allah Pakistan halkının yar ve yardımcısı olsun. Durumları perişan, işleri çok zor.

Dawn'daki makalenin özellikle şu satırları aynen bizdeki sıkıntıyı yansıtıyor:
"Pakistan should be sought out as a friend and partner by virtue of its strength as a vibrant economy and as a politically dynamic, forward-looking society rather than for its location or military value alone."

Soros'un sözü akla geliyor: "Türkiye'nin en önemli ihraç ürünü, askeridir." Biz de Pakistan gibi, sadece askeri önemimizle bilinmek istemiyoruz. Çünkü dışarıya ancak asker ihraç eden bir ülkenin yakasından kan lekesi eksik olmaz.

Cuma, Mart 19, 2004

Birbirini anlamayan uygarlıklar ve çeviriler 

Dimitri Gutas'ın Greek Thought, Arabic Culture başlıklı kitabı, yakınlarda Türkçeye Yunanca Düşünce, Arapça Kültür: Bağdat'ta Yunanca-Arapça Çeviri Hareketi ve Erken Abbasi Toplumu adıyla çevrildi. Yazarın, Türkçe basım için yazdığı Önsöz'deki şu satırları okurken, içimden buraya alıntılamak için büyük bir gayret geldi:

"Bu kitap, Yunan ve Arap uygarlıklarının iki farklı çağda, çeviriler aracılığıyla buluşmasını ve bu özel çokkültürlü karşılaşmayı mümkün ve verimli kılan siyasal, toplumsal, ideolojik koşulları ele alıyor. ... Yaşadığımız çağda, güya bilimsel yazılar yazarak uygarlıkların çatıştığını ve asla bağdaşmayacağını iddia edip nefret ve ırkçılık tohumları yayanlar var; işte tam da bu sırada uygarlıkların özünde ahenk içinde, birbirlerine dayanarak ve birbirleriyle ilişki halinde yaşadıklarını ve ortak paydamızın insanlık olduğunu tarihten öğrenmemiz çok uygun düşüyor."

Tarihi günler yaşadığımızda şüphe yok; tarihi yaşıyoruz. Tam da bu nedenle, sakin kafayla dönüp, tarihi şöyle bir gözden geçirmek gerek.

This page is powered by Blogger. Isn't yours?