<$BlogRSDUrl$>

Çarşamba, Ekim 15, 2003

Mahir Kaynak Ne Diyor? - 29 Eylül 2003 

Salı akşamları 22:30'da Expochannel'da "3. Göz" adlı bir program yayınlanıyor. Ekip sağlam, hepsi komplo teorileri konusunda ihtisas sahibi kişiler. Mahir Kaynak'in yanısıra bir emekli general (Cemil Özer) ve bir iktisat profesörü (Ömer Gökay) var, sunucu görevini Atila Koryürek üstleniyor. Mahir Kaynak yıllardır Samanyolu TV'de "Açı" programına katılıyordu. Programın klasik ekibinde Şükrü Elekdağ, Üzeyir Garih gibi isimler de bulunuyordu. Bu ekip bir süre önce dağıldı. Önceden çok katılımcılı bir tartışma programı olan "Açı"da bu gece, sunucu sordu, tek başına Mahir Kaynak görüşlerini açıkladı. Bu iki programda Mahir Kaynak'in Irak'a asker gönderme ve genel olarak dünya düzeninin gidişatı hakkında yaptığı analizleri ilginçti.

Mahir Kaynak'a göre Amerika'nin Irak'a müdahalesinin altında ekonomik nedenler yatıyor. Amerika, bir toplumsal ve ekonomik krizde. Amerika, 2. Dünya Savaşı'ndan sonra para birimini dünya finans sisteminin temel kağıdi yaparak büyük bir kazanç elde etti. Bugün 500 Milyar Doları bulan bütçe açığının yanısıra, yabancıların, mesela Arapların Amerikan doları olarak tuttukları para ve Amerika'da yaptıkları yatırımların değeri trilyon dolarlarla ölçülüyor. Dolayısıyla dolara rakip çıkması, Amerika için yaşamsal bir tehdittir.

Öte yandan ABD, Ortadoğu petrollerini kontrol altında tutmak zorunda. Bu, Amerika petrolü diğer ülkelerden ucuza alıyor demek değil. Amerika, alternatif enerji kaynaklarına yönelse, veya petrol ihtiyacını tamamen kendi kaynaklarından karşılaşa bile, dünyadaki hegemon konumunu korumak için bunu yine yapacaktir. Ortadoğu petrollerini kontrol etmesi demek, asıl olarak petrol fiyatlarını kontrol etmesi demek. Bu şekilde, Avrupa, Japonya ve diğer Asya ülkeleri gibi küresel ölçekte kendisine rakip ekonomilerin maliyetlerini kontrol etmiş oluyor. Ortadoğu petrollerini kontrol edemeyen bir Amerika, para birimi doları da uluslararası sistemin temel kağıdi yapamaz.

Herkes 1. tezkere-2. tezkere diye tezkereleri karşılaştirirken Mahir Kaynak, 1. körfez savaşı ile 2. körfez savaşına dikkat çekiyor ve şu soruyu ortaya atıyor: "Süleyman Demirel, 1991'de Türkiye'nin Amerika'ya hava sahasını bile açmasına karşı iken, neden bugün Irak'a asker göndermezsek mahvoluruz dıyor?" Kaynak'a göre Saddam'in 1991'de yerinde bırakılmasının nedeni, Türkiye'nin Amerika yanında savaşa girmemesiydi.

Kaynak, "1991'den 2003'e ne değişti?" sorusunun bir cevabı olarak, geçen süre içinde, çeşitli operasyonlarla Türkiye'nin belli bir noktaya getirildiğini söylüyor. Türkiye'ye karşı ekonomik krizler, PKK vs operasyonlar düzenlenmiştir ve hala da Amerika Türkiye'ye karşı ekonomik operasyonlar düzenliyor ve yeni bir kriz hazırlıyor. 1991'den 2003'e değişen önemli bir diğer nokta, Amerika'daki Yahudi lobisinin ve dolayısıyla İsrail'in Türkiye üstünde etkinliğini olağanüstü arttırmış olması. Kaynak, "Türkiye'deki her siyasi hareket, önce bir Amerika'ya gider, icazet alır. Orada icazet aldıkları, aslında Yahudi lobisidir" diyor. Yahudi lobisi, AKP ustünde de etkili. Ancak, 1 Mart tezkeresinde, bu lobinin o kadar da etkili olmadığı anlaşıldı.

Amerikalıların İsrail'i korumaları ve desteklemeleri, hiç de duygusal bir şey değildir, kendi açılarından bir mantığı vardır. İsrail, Amerika'nin Ortadoğu'daki önemli kozuydu. Soğuk Savaş sonuna kadar özellikle böyleydi. Ancak komünizmin çökmesinden sonra (ki bu, Rusların yaptıkları çok önemli bir hamledir), İslam Dünyası'nda Yahudi aleyhtarlığı giderek artmaya başladı. İsrail Amerika için giderek bir yük haline gelmektedir. Amerika, Türkiye'yi yanına çekebilirse, bu İsrail'in güvenliğine de katkı yapacaktır, çünkü Türkiye'de bir Yahudi düşmanlığı yoktur.

Mahir Kaynak, 1 Mart tezkeresine karşı çıktığını söylüyor. O zaman bu görüşünü hem kamuoyuyla çeşitli TV programlarında paylaşmış, hem de kapalı kapılar ardında tezkereye karşı çalışmıştı. Ona göre o zaman aslında hedefteki ülke Türkiye idi. Tezkere ile Türkiye'nin fiilen işgali gerçekleşecekti. Sabiha Gökçen havaalanından Samsun limanına kadar Türkiye'nin dört bir yanındaki kilit tesisler, İskenderun'dan Habur'a kadar uzanan geniş bir alanın istenmesi, konunun Irak operasyonundan çok daha büyük bir boyutu olduğunun işaretiydi. Kaynak, Irak operasyonunun çok kısa süreceğini, Amerikalıların kuzey cephesi olmadan da bu işi kısa sürede bitireceklerini, bu konuda Türkiye'ye söyledikleri "sız olmazsanız savaş uzar, zayiat artar, kuzey cephesi mutlaka açılmalıdır" sözlerinin kandırmaca olduğunu söylüyor. Bugün de Amerikalıların "Irak'ta batağa saplandık, gelin yardım edin" sözlerinin gururumuzu okşamaktan başka bir şey değil.

Kaynak, şimdi Türkiye'nin Irak'a asker göndermesini destekliyor. Ona göre su anda Türkiye önemli bir karar vermek durumundadır. Türk askerinin Irak'a gitmesi, sadece orada belli bir bölgenin güvenliğinin sağlanması ve bunun sonucunda bir miktar Amerikan askerinin ülkelerine dönecek olmalarından çok daha büyük bir anlam taşıyor. Bü, Amerika'nin Türkiye'yi bir müttefik olarak yanına alması demektir ve Ortadoğu'nun geleceği için büyük önem taşımaktadır. Türkiye ile Amerika, tabiri caizse bir Katolik nikahı kıymanin arefesindeler.

Amerika, Türkiye'yi yanına alabilirse, Ortadoğu'daki diğer planları için büyük bir güç kazanacaktir. Bundan sonra hedefin İran olması kaçınılmaz görünüyor. Amerika, Türkiye'yi yanına alırsa, İran'da bir rejim değişikliğinin savaşsız gerçekleşmesi ihtimali güçlenecektir. Çünkü bir ittifak, illa da savaş demek değildir. Amerika ile Türkiye'nın arasına bir arti işareti konulursa, bu durumda İran, pekala pesedebilir ve bir rejim değişikliğine yanaşabilir.

11 Eylül'den sonra Amerika, Ortadoğu petrollerinin çıkış hatlarını çepeçevre kuşatan bir dizi ülkeyi kontrol etmeyi amaçladı. Kızıldeniz'in Hint okyanusu çıkışında Yemen, Somali, Sudan, Cibuti gibi ülkeler üstünde kontrolü sağladı. Basra körfezi'nde Irak ve İran'i kontrol etmeyi amaçlıyordu, şimdi bu yönde ilerlemektedir.

Kaynak, şu anda Rusya ile Amerika arasında Ortadoğu üstünde bir pazarlık yapıldığına dikkat çekiyor. Ona göre İslam, Amerika için değil, asıl Rusya için bir tehdit, çünkü hem Rusya federasyonu içinde belli bir Müslüman nüfus yaşıyor, hem de Kafkaslar'dan Orta Asya'ya kadar Rusya'nın etki sahası içindeki bölgede İslami hareketler, Rusya için ciddi bir tehdit olabilir. Nasıl bir mal satmadan önce numune gönderilirse, Çeçenistan'da Rusya'ya, İslami hareketlerin kendisine nasıl belalar açabileceğinin bir numunesı olarak gösterilmiştir.

Mahir Kaynak'a göre, küçük terörist grupların kendi kendilerine bir şey yapmaları mümkün değildir. Bunların ardında bir büyük güç olmadan hiçbir şey yapamazlar. Bu Çeçenler için de öyledir, PKK/Kadek için de öyledir. Usame Bin Ladin falan hikayedir. Irak'in bölünmesini de kaçınılmaz olarak görüyor. Ancak Kürtlerden endiseye düşmemize hiç gerek yok, çünkü Amerika yakında onları tamamen yüzüstü bırakacak, ve Kürtlerin çalacakları kapı yine dönüp dolaşıp bizim kapımız olacaktir. Mahir Kaynak, Irak'a asker göndererek Amerika'yla birlikte hareket etmemizi destekliyor, ama "Bazıları, Amerika gibi olmalıyız diyor. Amerika'nin müttefiki olalım, ama herşeyimizi Amerika'ya teslim etmeyelim, onun her dediğine boyun eğmeyelim, kendi çıkarlarımızı gözetelim" diyor.

29 Eylül 2003

[Programın bir de e-posta adresi var: 3.goz@expochanneltv.com]

Tarım da Turizm, Sanayi ve Irak kadar önemli 

Bu gece (14 Ekim'i 15 Ekim'e bağlayan gece) TV8'deki ekonomi programı, Konya'dan canlı yayınlandı. Programda, (MHPli eski Çumra Belediye Başkanı, milletvekili adayı) Pankobirlik Başkanı Recep Konuk'un açıklamalarını ilgiyle dinledim. Meğer memlekette mısır üreticileriyle pancar üreticileri birbirine girmiş, gazetelere ilanlar vermişler. Recep Konuk şunları söyledi:
-Türkiye'nin yıllık 1,5 milyon ton mısır açığı var.
-Türkiye'ye büyük miktarda, genetik olarak değişikliğe uğratılmış mısır ithal ediliyor. Bu mısırları AB, Meksika ve diğer bazı ülkeler kabul etmiyorlar.
-Gelişmiş ülkeler, tarıma büyük sübvansiyon uyguluyorlar.
-Türkiye'ye dışarıdan ithal edilen tatlandırıcılar, bu sübvansiyon sonucu ucuza geliyor.
-Türkiye kendi üreticisini sübvanse etmediği için, tarım büyük darbe yiyor ve uzun vadede, Türkiye'nin üretiminin düştüğü mamullerde ithal edilen ürünlerin maliyeti de çok artacak ve ülkeye zarar verecektir.

Konuyla ilgili ntvmsnbc bağlantıları:
-"Pancarcı Alternatif ekime yönlenmeli"
-Pancar üreticileri gelecekten endişeli
"PANKOBİRLİK, yayınladığı deklerasyonda pancar tarımı ve pancar üretimi konusunda sektörün sürekliliğin teminat altına alınması gerektiğini belirtti."
-Şekerde pazar savaşı hareketlendi
"Türkiye'deki şeker üreticileri arasında, şekerin nişasta bazlı şeker veya mısırdan üretimesi konusunda kıyasıya bir tartışma yaşanıyor."
-"Şekerde sorun yanlış bilgilendirme"
"Pankobirlik’in kamuoyuna yanlış bilgilendirdiğini savunan Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun, söylendiği gibi 550 bin ton şeker stokunun bulunmadığını, sadece 250 bin tonluk şeker stoğu olduğunu kaydetti."
-Nişasta bazlı şekere talep artıyor
Şeker pancarı ve pancar şekeri üreticilerinin tepkisine karşın, sanayinin nişasta bazlı şekere olan talebi giderek artıyor.

Bu konuda daha fazla "hard data"ya ihtiyacım var.

Salı, Ekim 14, 2003

Amerikalılar Irak'lı çocuklara oyuncak gönderme kampanyası başlatmış 

Amerikalılar sadece askeri harekatlara fantastik isimler verecek değil ya, Operasyonun adı bu sefer Operation Give

Her şey, Utah Ulusal Muhafızları'ndan (National Guard) Irak'ta görev yapan "Chief Wiggles" adlı bir askerin web logunda yazdığı bir yazıyla başlamış. Bu Amerikalı asker, bir gün Irak sokaklarında dolaşırken çok fakir bir Iraklı kız çocuğuyla karşılaşmış ve ona geleneksel Amerikan sıcakkanlılığını göstererek birkaç oyuncak vermiş. Bu oyuncaklar: bir düdük, oyuncak bir maymun ve bir diş fırçası imiş. Amerikan askeri, tercümanı aracılığıyla çocuğa diş fırçasının nasıl kullanılacağını ve her gün dişleri fırçalamanın önemini anlatmış (burada, rahmetli Barış Manço'yu yad ediyoruz). Iraklı kız çocuğu çok sevinmiş. Bütün bunları, Amerikalı askerin memleketinde çıkan bir gazeteden öğreniyoruz.

Derken bu "Operation Give" başlamış. Bir hafta içinde Irak'a 21,000 Dolar ve 200 kutu oyuncak gönderilmiş.

"Ne tür oyuncaklar göndermeli?" sorusu önemli tabii. Buna da cevap veriliyor:

NO Guns of any kind [belki Amerikalılara karşı kullanırlar diye endişe ediyorlar herhalde]
NO Violent action hereos [bu da Amerikalıların barış ve kardeşlik mesajına ters düşerdi.
NO Violent toys
NO Barbie dolls or dolls scantily dressed ["zaten Iraklı kadınların üstlerini arıyoruz diye bize kızıyorlar, şimdi de ahlaklarını çökertmeye geldiğimizi sanmasınlar"]
NO Toys that shoot something, no projectiles
NO Water guns
NO Makeup

[Bu arada, Deseret Morning News sayesinde, "Utahlı"nın İngilizcesini öğreniyorum: Utahn]

Basra'da Internet yayılıyor(muş) 

Iraq Press'in haberine göre Basra'da Saddam döneminde sadece 20 bilgisayara sahip bir İnternet kafe varken ve o da sansür altında iken şimdi İnternet kafelerin sayısı hızla artıyormuş. Ancak, El Cezayir Caddesi'ndeki bir İnternet kafenin sahibi olan Haşim El Musavi'ye göre Irak'ta İnternet'in "gelişmiş ülkelerdeki" seviyeye ulaşması için belki nesillerin geçmesi gerekiyormuş (Bay Musavi iyi ki Türkiye ile bir karşılaştırmaya gitmemiş).

Hmm. Saddam döneminde durum bu kadar vahimse, Salam Pax kod adlı şahsın Bağdat'tan yazdığı "blog"u nasıl değerlendirmeli?

Faydalı Bağlantılar (Linkler) 

Iraqinews
Iraqinews.com'un Specials sayfasında bir Irak haritası ve Irak'ın komşularıyla nüfus, yüzölçümü vs büyüklüklerinin karşılaştırılması yer alıyor. Harita çok ayrıntılı değil, ama en azından, şu günlerde Türk askerinin gideceği bölgeler olarak konuşulan Selahaddin ve El-Anbar vilayetlerinin sınırları görülebilir. Bu sayfada ayrıca, Irak'taki siyasi partiler (KDP, KYB, Irak Türkmen Cephesi, Irak Ulusal Kongresi (Ahmed Çelebi'nin), Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi, vs) hakkında da kısa bilgiler yer alıyor. Ancak, galiba bir süredir pek güncellenmemiş, çünkü Irak'taki bakan profillerinde hala Tarık Aziz ve Kimyasal Ali gibi yıkılan Saddam rejiminin elemanları, hatta Saddam'ın kendisi yer alıyor. Demek ki, bu siteye çok önem verilmeyecek.

PBS programı Frontline
Irak Savaşı için Amerikan yönetiminin ileri sürdüğü gerekçeler, savaşın artan faturası ve Irak sokaklarından hala süren savaşın görüntüleri... Amerika'dan da eleştiri sesleri giderek artan şekilde yükseliyor. İşte bir belgesel: Truth, War&Consequences
Bu programın websitesindeki Linkler sayfasında epey malzeme var:
"Bush Doktrini" veya Amerika'nın Dünya Hegemonyası Planı.

Irak planları aslında daha 1991'de Birinci Bush yönetimi döneminde yapılmıştı.

David Kay başkanlığındaki komisyonun Amerikan Kongresi'ne Irak'taki Kitle İmha Silahları araştırması hakkında verdiği rapor. Hans Blix ve arkadaşlarından esirgenen bir kaç aydan bile fazlası geçtikten sonra varılan sonuç: "Kesin bir sonuca varmak için hala çok erken. Dahası, bazı alanlarda kesin sonuca hiç varamayabiliriz."

Irak gazeteleri Türkiye'nin asker gönderme kararına ne diyor? 

ntvmsnbc'nin haberinin başlığı "Irak basını Türk askeri istemiyor" şeklinde. Haberde önce Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi'nin yayın organı olan El Adale gazetesine atıfta bulunuluyor. Bu gazete şöyle demiş:
“Dost Türk halkına saygımız var. Bizim ve Türkiye’nin çıkarlarına hizmet eden dostluğun sürmesine özen göstermemize rağmen yurdumuza girecek her yabancı askeri işgalci kuvvet olarak niteliyoruz”

ntvmsnbc'nin haberinde atıfta bulunulan ikinci gazete Etteahi. Bu gazete de “Hıristiyan bir ülke olan Rusya’nın bile Irak’a asker göndermeyi kabul etmediğini, ABD ve İngiliz kuvvetlerinin de, Irak’tan hızla çekilerek, egemenliği Irak halkına vermelerinin istendiğini” yazmış.

Diğer Irak gazetelerinin ne yazdığını Iraq Today'den okuyoruz. El Zaman gazetesi, Türkiye'nin uluslararası ve Arap kamuoyunun tepkisine rağmen asker göndere kararı aldığını yazmış. Bu normal de, gazetenin, Irak Türkmenlerinin de, "İran ve Türkiye gibi Irak hakkında kötü emeller besleyen komşu ülkelerin müdahalesine karşı" olduklarını iddia etmesi ilginç:

"On the other hand, the paper spotlighted the concern and resentment of Iraqi Turkmen who are against any intervention from neighboring countries in Iraq's internal affairs, highlighting the bad intentions of neighboring countries like Iran and Turkey."

Iraq Today de, ntvmsnbc haberinde geçen "Al Taakhi" gazetesine atıfta bulunuyor:

"Al-Taakhi noted that the Turkish parliament is challenging both Turkish public opinion and the Iraqi GC as well as the world public opinion when it declared its consent to send troops to Iraq in an attempt to back up the CPA."

Al-Taakhi'ye göre, ABD'nin Türk askerini Irak'a çağırmasının ardındaki neden İran. ABD, hem İran'ın Irak'taki etkinliğini Türkiye ile dengelemek, hem de bu şekilde Türkiye ile İran'ın arasını açmak istiyormuş.

Iraq Today, Türkiye'nin asker gönderme kararını şöyle vermişti.

Bütün bu haberlerden ne sonuç çıkarabiliriz? Iraklıların Türk askerine karşı oldukları sonucunu çıkarabiliriz tabii, ama başka türlü yazmaları zaten beklenemezdi ki. Burada, ne söylendiğinden çok nasıl söylendiği ön plana çıkıyor. Tıpkı, Türk Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün, İsrail'in Suriye'yi bombalamasını kınaması gibi. [Aslında, Türk basınında asker göndermeye karşı çıkan köşe yazarlarının bu Irak gazetelerindeki haberleri nasıl kullandıklarına, ve asker gönderme taraftarı yazarların onlara nasıl cevap verdiklerine de bakmalı, ama uzun iş]

Pazartesi, Ekim 13, 2003

Kaosun Eşiğindeki Afganistan 

Daha önce delidumrul ve diğer bazı savaş karşıtı sitelerde yayınlanan aşağıdaki yazı, Afganistan örneğini önümüze koyuyor ve Irak'ı bekleyen karanlık geleceği gösteriyor. Yazarın Komplo Yok, Bilgi Var'a katkıları sürecek.


Kaosun Eşiğindeki Afganistan

24 Eylül 2003

Irak'taki askeri müdahalenin taraftarları, Irak savaşından sonra düzenin sağlanması için henüz yeterince zaman geçmediğini savunuyorlar. Fakat eğer Afganistan'da olup bitenler bir göstergeyse zamanla işler daha iyiye değil, çok daha kötüye gidebilir. Afganistan'da Taliban yönetiminin devrilmesinden sonra geçen yirmi ayda gerçekleştirilmeyen vaatler, onarılmayan altyapı, çökmüş ekonomi ve işsizlik, işgal güçlerinin yerel idareyi devrettikleri mafyavari savaşağalarının zulmü, bir türlü sağlanamayan güvenlik ve istikrar, bu ülkeyi tam bir kaosun eşiğine getirmiş bulunuyor.

Taliban'ın devrilmesini takip eden günlerde uluslararası camia bu ülkeye yardım için 5.2 milyar dolar vadetmişti. Geçen zaman içerisinde bu miktarın 2 milyarı harcanmış durumda. Ancak bu paranın çoğu gıda ve benzeri acil ihtiyaçların karşılanmasına gittiği için ülkenin yeniden imar edilmesinde hemen hiç bir ilerleme sağlanmış değil; ve vadedilen miktarın tamamı gönderilse bile bunun Afgan halkının durumunda kalıcı bir iyileşme sağlamaya yetmeyeceği anlaşılmış bulunuyor. Bununla beraber Afganistan'daki kuvvetleri için ayda 900 milyon dolar harcayan ABD, yeniden inşa projeleri için şu ana kadar sadece 191 milyon dolar katkı yapmış bulunuyor. Afgan hükümeti ise mevcut personelinin maaşlarını bile ödeyemez durumda ve yapılması planlanan okul, hastane gibi kurumlar tamamlansa bile şu andaki haliyle bunların işletilmesi mümkün gözükmüyor.

Afgan halkı için uzun vadeli yeniden inşa projelerinden çok daha acil önem taşıyan mesele ise güvenlik sorunu. Uluslararası barış gücü sadece başkent Kabil'de güvenliği sağlıyor. Ülkenin geri kalanın idaresi ise Pentagon tarafından yerel savaşağalarına devredilmiş bulunuyor. Temmuz'da yayınlanan Human Rights Watch raporuna göre adam kaçırma, tecavüz, soygun, haraç toplama, ve cinayet olayları ülkede son derece yaygın durumda. İşin kötüsü, bütün bu suçlar hükümet güçlerine rağmen değil, bu güçlerin bizzat kendileri tarafından işleniyor. Dahası, bütün bunlardan sorumlu bulunan savaşağaları, kontrolü sağlamaları için Amerika ve İngiltere'den doğrudan maddi yardım alıyorlar. Örneğin, Doğu Afganistan'ı idare eden ve bu iş için İngiltere tarafından maddi olarak desteklenen Nangahar'ın savaşağası Hazrat Ali'nin kuvvetleri, çevrede yaşayan insanları Taliban destekçisi oldukları gerekçesiyle tutuklamaları ve aileleri istenen parayı ödeyene kadar tutuklulara işkence yapmalarıyla tanınıyorlar. Bu ve benzeri yerel komutanlar şu anda Afganistan'ın Kabil dışındaki bütün bölgelerin kontrolünde bulunuyorlar, ve Kabil'deki merkezi yönetimin meclisi olarak çalışan loya jirga'nin %80'i de bu kişilerden "seçilmiş" bulunuyor.

Afganistan'daki zor hayat şartlarını en ağır şekilde yaşayan gruplardan biri ise, güvenlik ve istikrarın yakında sağlanacağı vaatleriyle-ve yüklerinden usanmış komşu ülke hükümetlerinin teşvikleriyle-komşu ülkelerde yaşıyorken Afganistan'a geri getirilmiş olan ve şu anda açlık sınırında yaşama mücadelesi veren eski mülteciler. Son birbuçuk yıl içersinde ülkeye dönen iki milyon eski mülteci, şimdi tam bir hayalkırıklığı ve aldatılmışlık duygusu yaşıyorlar.

Afganistan halkının Amerikan müdahalesi sonrasında yaşadığı acı ve sıkıntılardan yeni ortaya çıkan bir tanesi de, savaş bölgelerinde yaşayan insanlarda uranyum tozu zehirlenmesine bağlı olarak görülmeye başlanan sağlık sorunları. BBC'nin 22 Mayıs 2003 tarihli haberine göre, Washington'daki Uranyum Tıp Araştırmaları Merkezi (UMRC)'den Dr. Asaf Durakovic, Afganistan'daki çatışma bölgelerinde yaşayan 42 kişiden alınan idrar örnekleri üzerinde yaptığı çalışmalarda normalin çok üzerinde uranyum miktarı tespit etti. Normal Afgan vatandaşlarından alınan idrar örneklerinde litrede ortalama 9.4 nanogram (ng/l) uranyum bulunurken-halk sağlığı için normal kabul edilen azami miktar 12 ng/l-uranyum zehirlenmesine maruz kaldığından şüphelenilen kişilerden alınan örneklerde
bu miktar ortalama 315.5 ng/l olarak tespit edildi; Kabil yakınlarında yaşayan bir cocuğun durumunda ise bu miktar 2031 ng/l kadar yüksek çıktı.

Dr. Durakovic'in bulgularını doğrulamak için bu testler İngiltere'deki bağımsız bir laboratuar tarafından tekrarlandı ve aynı sonuçlar elde edildi. Bu testlerde önemli olan bir başka nokta da, testlerde tespit edilen uranyumun, Amerikan ordusunun tanksavar silahlarda kullandığı bilinen "zayıflatılmış uranyum" (DU) değil, normal radyoaktif uranyum olması. Uzmanlar bu sonuçların Afganistan'da muhtemelen yeni uranyumlu silahların kullanıldığını gösterdiğini, ve Tora Bora ve diğer dağlık bölgelerde kullanılan yeni geliştirilmiş "mağara yıkan" bombaların bu uranyumun kaynağı olabileceğini belirtiyorlar.

Sonuç olarak, savaştan sonra geçen yirmi ayın sonunda Afgan halkı, tutulmamış sözler, boşa çıkmış vaatler, ve içine düştüğü anarşik ve kanunsuz durum yüzünden koalisyon güçlerine güvenlerini tamamen kaybetmiş bulunuyor. Şu anda halkın içinde bulunduğu durum, Taliban'ın ortaya çıktığı 1990'ların başlarındaki kanunsuz ve kaotik ortama çok benziyor, ve özellikle Peştunlar'ın yaşadığı güney bölgelerinde halkın Taliban'a gitgide yakınlaştığı belirtiliyor. Sonuçta, Amerika'nın Afganistan problemine mevcut yaklaşımı devam ettiği sürece Afgan halkı için huzurlu günler daha çok uzaklarda gözüküyor.


Kaynaklar:

1. "Afghans' Uranium Levels Spark Alert", BBC Online, 22 Mayis 2003.

2. "Now We Pay the Warlords to Tyrannise the Afghan People", The Guardian, 31 Temmuz 2003.

3. "Afghans on Edge of Chaos", Los Angeles Times, 4 Agustos 2003.

4. "Two U.S. Fronts: Quick Wars, but Bloody Peace", New York Times, 19 Eylül 2003.

Cuma, Ekim 10, 2003

Yapılacak İşler Listesi 

1. Türkiye'deki gazetelerin 6,7,8 Ekim nüshaları taranarak tezkereye karşı/taraftar olan gazeteler ve yazarlar tespit edilecek. Aynı çalışma, 26 Şubat-1 Mart dönemi için tekrarlanacak.

2. kurdishmedia'dan başlamak üzere, takip etmeye değer Kürt web siteleri tespit edilecek

3. İngilizce veya Arapça yayın yapan Arap haber kaynakları ve bireysel Arap siteleri arasından bir seçme yapılacak.

4. Irak devletinin temel belgeleri bulunacak: Cemiyet-i Akvam'a kabul edildiği zaman yayınlanan deklarasyon, 1975'te Kürtlere geniş bir özerklik tanıyan anayasa değişikliği vs.

5. C. J. Edmonds'un Kurds, Turks and Arabs kitabı incelenecek.

6. ASAM'ın Irak Savaşı hakkında çıkardığı kitap incelenecek.

Amerika'nın Terörist Örgütler Listesi 

cryptome.org, Federal Register Online'dan alıtılayarak

"Pursuant to section 219 of the Immigration and Nationality Act, as
amended, 8 U.S.C. 1189, the Secretary of State or the Deputy Secretary
of State, in consultation with the Secretary of the Treasury and the
Attorney General, hereby redesignates, effective October 2, 2003, the
following organizations as foreign terrorist organizations:"

Türkiye'yi şu günlerde en çok ilgilendiren kısım şu:

"Kurdistan Workers' Party

"Also known as Partiya Karkeran Kurdistan
Also known as the PKK
Also known as the Kurdistan Freedom and Democracy Congress
Also known as KADEK
Also known as Freedom and Democracy Congress of Kurdistan
Also known as the People's Defense Force
Also known as Halu Mesru Savunma Kuvveti (HSK)"

Demek ki ABD'nin KADEK'i terörist örgüt olarak kabul etmediği doğru değilmiş.

Listede ayrıca Halkın Mücahitleri de yer alıyor...

Perşembe, Ekim 09, 2003

Irak'ta Bugüne Kadar Toplam Kaç Amerikan Askeri Öldü? 

8 Ekim İtibariyle Sayı 333'e yükselmiş
Bu sayfada Amerikan kayıplarının günlere göre çubuk grafikleri verilmiş. İncelemeye değer, yalnız bunun yanısıra, bir de Amerikan kayıplarını Irak haritası üstünde gösteren bir grafiğe ihtiyaç var.

Tehran Times: Iraq Says a Strong No to Turkish Troops 

Tehran Times, 9.10.2003

"BAGHDAD (Compiled From Dispatches)- Iraq's interim government spoke out bluntly Wednesday against the deployment of Turkish troops here, highlighting a growing rift between the country's budding leadership and the U.S.-led coalition."

"The spectre of Turkish troops on Iraqi soil drew attention to the Governing Council's weak position in relation to the Americans who have pushed for the idea, ignoring the historic tensions between Iraq and Turkey."

"The Turks, in the past, have nurtured aspirations to northern Iraq, while the Kurds have long viewed Turkey as a threat to their nationalist aspirations."

""Turkey has no hidden agenda (in Iraq). It is out in the open for everybody to see," Foreign Ministry spokesman Huseyin Dirioz told reporters at an Ankara news conference."



Arabnews'ta Türkiye'nin Irak'a asker göndermesi haberi nasıl verilmiş? 

Uproar Over Turk Troop Deployment, Arabnews, 9.Ekim.2003

"US forces based north and west of Baghdad came under renewed attack yesterday as Ankara's decision to send troops to Iraq caused an uproar in both the war-torn country and Turkey."

Bu haber şu yönden ilginç: tezkerenin kabulü ardından Türkiye ve Irak'tan gelen olumsuz tepkiler ayrıntılı olarak veriliyor. Bunların üstüne bir de Amerikan askerlerine düzenlenen saldürülar eklendiği zaman, karşımıza gelecek için pek de ümit vermeyen bir tablo çıkıyor.

Türkiye'den tepki olarak: İstanbul ve Ankara'daki gösteriler, kaç kişinin gözaltına alındığı, meclis önünde KESK-TMMOB ve diğer sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklama, CHPli Haluk Koç'un "Türkiye'nin 8,5 milyar dolarlık havuçla kandırılması" sözüne yer verilmiş. Irak'tan ise, Geçici Konsey'in Kürt üyelerinden Mahmud Osman ve şu anda Irak Dışişleri Bakanı olan Hoşyar Zebari'nin olumsuz görüşlerine yer verilmiş.

Amerikan askerlerine düzenlenen saldırıların ve Amerikan işgaline karşı protesto gösterilerinin bu haberde yer bulması ise, herhalde Türkiye'ye bir uyarı olarak algılanmalı...

This page is powered by Blogger. Isn't yours?