Cuma, Mayıs 28, 2004
İnternet kitapçısı Amazon'un kendisi artık pek çok kitabın konusu haline gelmiş
İnternet dünyası, kendi "marka"larını çoktan oluşturdu bile. Yahoo, google, ebay, amazon gibi firmalar, artık adlarını herkesin bildiği markalar. Üniversitelerde, bu firmaların işleyiş biçimleri, stratejileri ve neden başarılı oldukları hakkında tezler yapılıyor, bu firmaları konu edinen kitaplar yazılıyor.
Büyük bir online kitap satış sitesi olma iddiasıyla yola çıkan Amazon, bugün elektronik eşyadan, müzik CD'lerine, giyim-kuşamdan mücevherata kadar milyonlarca ürünün satıldığı muazzam bir sanal pazara dönüşmüş durumda.
Bütün bunları bilmeme karşın, Amazon'da dolaşırken, Amazon hakkındaki kitapların sıralandığı sayfa beni yine de şaşırttı. Amazon hakkında paragöz işletme ve pazarlama kitaplarının yazılmış olduğunu tahmin ediyordum, ama şirket çalışanlarının hatıraları ve şirket kültürü gibi daha "insani" konularda da kitaplar çıktığını görmeyi beklemiyordum.
Büyük bir online kitap satış sitesi olma iddiasıyla yola çıkan Amazon, bugün elektronik eşyadan, müzik CD'lerine, giyim-kuşamdan mücevherata kadar milyonlarca ürünün satıldığı muazzam bir sanal pazara dönüşmüş durumda.
Bütün bunları bilmeme karşın, Amazon'da dolaşırken, Amazon hakkındaki kitapların sıralandığı sayfa beni yine de şaşırttı. Amazon hakkında paragöz işletme ve pazarlama kitaplarının yazılmış olduğunu tahmin ediyordum, ama şirket çalışanlarının hatıraları ve şirket kültürü gibi daha "insani" konularda da kitaplar çıktığını görmeyi beklemiyordum.
Pazartesi, Mayıs 24, 2004
Irk ve Irkçılığın Genetik Temelleri Üzerine Başka Kaynaklar
Daha önce, ırk, ulus veya etnik grupların bir biyolojik, daha doğrusu genetik temele dayanıp dayanmadığı konusunu ele alan bir makaleye atıfta bulunmuştum. Irk ve genetik arasındaki ilişkinin oldukça tartışmalı (controversial) bir konu olduğunu ve bu konuda çok şey yazıldığını farkettim. Şimdilik sadece bağlantıları vereceğim, henüz okuduklarımın hepsini hazmedebilmiş değilim.
The Atlantic Monthly dergisinin Nisan 2001 sayısında çıkan "Irkın Genetik Arkeolojisi" adlı uzun yazı, genetik araştırmalarının dünyadaki bütün insanların 100 veya 200 bin yıl kadar önce, Afrika'daki küçük bir topluluktan türediği fikrini desteklediğini söylüyor. Ancak, bu "insanlığın ortak kökeni" veya "hepimiz kardeşiz, hepimiz Adem ile Havva'dan geldik" söylemi, ırkçılığı engellemeye yetmiyor. Beyazların üstünlüğüne inanan ırkçılar için, bu "Exodus"tan sonra zencilerle temas etmemiş olmak yeterli. Ama, diğer araştırmalar, farklı gruplar arasındaki ilişkilerin hep var olduğunu gösteriyor. Safkan beyaz Avrupalı olduğunu iddia edende bile zenci kanı var yani.
Scientific American'ın Şubat 2003 sayısındaki bir yazı sosyolog Troy Duster'ın bu konudaki çalışmalarını anlatıyor. Aynı dergi, "Irk diye bir şey var mı?" sorusunu nin Aralık 2003 sayısının kapak konusu yapmış.
RaceSci, veya "Irkın Bilimdeki Tarihi" adlı site, bütünüyle bu konuyu işliyor. Burada, başka yerlerde çıkmış yazılar da derlenmiş. Örneğin 24 Mayıs 1998'de New York Times'da çıkmış bu yazı, ilginç bilgiler veriyor.
Burada da değişik yazılar bir araya getirilmiş. Bunlar arasında bir haber dikkatimi çekti.
cnn.com'daki bu yazı, para karşılığında DNA'nızı analiz ettirip atalarınız hakkında bilgi edinebileceğiniz bazı web sitelerine bağlantılar veriyor. Genealogy denen aile şeceresi çıkarma çalışmaları Batı'da çok popüler. ABD'de, Kuzey Carolina'da, bu işi parayla yapan bir firma, genetik ve şecere konusundaki kitapları bu sayfada tanıtmış.
DNA Files'taki bu sayfada, çeşitli bağlantılar var. world-mysteries.com adlı site ise, her türlü komplo teorisi, "gizli" bilgi ve fantastik iddiayı bir araya getirmiş. Bu sayfayı da insan genleriyle ilgili spekülasyonlara tahsis etmişler.
Çok ilginç bir örnek çalışma, Yahudiler arasında Kohanim diye bilinen ve çoğu zaman Cohen, Kahn gibi soyadları taşıyan bir grupla ilgili. Bu Kohenler, rivayete göre, Harun aleyhisselamın neslinden geliyorlarmış ve Süleyman Mabedi'nde en üst seviyedeki hahamlar bunlardan oluyormuş. Bugün Yahudiler arasında hala ayrıcalıklı bir konumları varmış. İşte, babadan oğula geçen Y kromozomlarındaki bazı belirteçler, Kohenlerin %50sinde görülürken bu oran, diğer Yahudilerde %5-10lar seviyesindeymiş. Yahudi olmayanlar arasında ise bu oran çok daha düşükmüş! New York Times'da 1999'da çıkmış bu yazı, Güney Afrika'da Lemba adlı, Yahudi kökenli olduklarını iddia eden bir zenci topluluğunda bu Y kromozomu belirteçlerinin, Kohen olmayan Yahudilerdeki gibi %9 seviyesinde olduğunun bulunduğunu yazıyor. İşte bu, gerçekten ilginç...
New York?ta yayınlanan Shadow adlı anarşist/muhalif bir dergide ?Bilimsel Irkçılığın Ölümü? başlıklı bir yazı çıkmış. Derginin kendisini de incelemek lazım.
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi?nde, Stanford Biomedikal Etik Merkezi varmış. Bu merkezde, bu ilkbahar döneminde ?Gelişmekte Olan Genetik Araştırmaları Işığında Irk ve Etnisiteye Yeniden Bakmak? başlıklı bir konferans serisi düzenleniyormuş. İlgili sayfada, oldukça ilginç olan konuşmalara eşlik eden makaleler de bulunuyor.
Burada önemli bir noktaya işaret etmeliyim. Yukarıda sözü edilen araştırmalarda sözü edilen belirteçler, kromozomlarda yer alan bazı DNA bölümlerinden oluşuyor, ama bunlar gen değil veya bir genin parçası değil. Öyle olsaydı, bunlardaki değişikliklerin bir dış yansıması olurdu. Burada sözü edilen belirteçler, kromozomlar üstünde yer alan, ancak genetik bir bilgi taşımayan, "yararsız" DNA parçaları. Bu yüzden, nesilden nesile aktarılırken, doğal seçilimle belirginleşmelerini gerektirecek herhangi bir avantaj veya yokolmalarına yol açacak bir dezavantaj getirmiyorlar. Öylece durdukları yerde duruyorlar. Bu, "suça eğimlilik geni" veya "eşcinsellik geni" tartışmalarından farklı bir durum.
The Atlantic Monthly dergisinin Nisan 2001 sayısında çıkan "Irkın Genetik Arkeolojisi" adlı uzun yazı, genetik araştırmalarının dünyadaki bütün insanların 100 veya 200 bin yıl kadar önce, Afrika'daki küçük bir topluluktan türediği fikrini desteklediğini söylüyor. Ancak, bu "insanlığın ortak kökeni" veya "hepimiz kardeşiz, hepimiz Adem ile Havva'dan geldik" söylemi, ırkçılığı engellemeye yetmiyor. Beyazların üstünlüğüne inanan ırkçılar için, bu "Exodus"tan sonra zencilerle temas etmemiş olmak yeterli. Ama, diğer araştırmalar, farklı gruplar arasındaki ilişkilerin hep var olduğunu gösteriyor. Safkan beyaz Avrupalı olduğunu iddia edende bile zenci kanı var yani.
Scientific American'ın Şubat 2003 sayısındaki bir yazı sosyolog Troy Duster'ın bu konudaki çalışmalarını anlatıyor. Aynı dergi, "Irk diye bir şey var mı?" sorusunu nin Aralık 2003 sayısının kapak konusu yapmış.
RaceSci, veya "Irkın Bilimdeki Tarihi" adlı site, bütünüyle bu konuyu işliyor. Burada, başka yerlerde çıkmış yazılar da derlenmiş. Örneğin 24 Mayıs 1998'de New York Times'da çıkmış bu yazı, ilginç bilgiler veriyor.
Burada da değişik yazılar bir araya getirilmiş. Bunlar arasında bir haber dikkatimi çekti.
cnn.com'daki bu yazı, para karşılığında DNA'nızı analiz ettirip atalarınız hakkında bilgi edinebileceğiniz bazı web sitelerine bağlantılar veriyor. Genealogy denen aile şeceresi çıkarma çalışmaları Batı'da çok popüler. ABD'de, Kuzey Carolina'da, bu işi parayla yapan bir firma, genetik ve şecere konusundaki kitapları bu sayfada tanıtmış.
DNA Files'taki bu sayfada, çeşitli bağlantılar var. world-mysteries.com adlı site ise, her türlü komplo teorisi, "gizli" bilgi ve fantastik iddiayı bir araya getirmiş. Bu sayfayı da insan genleriyle ilgili spekülasyonlara tahsis etmişler.
Çok ilginç bir örnek çalışma, Yahudiler arasında Kohanim diye bilinen ve çoğu zaman Cohen, Kahn gibi soyadları taşıyan bir grupla ilgili. Bu Kohenler, rivayete göre, Harun aleyhisselamın neslinden geliyorlarmış ve Süleyman Mabedi'nde en üst seviyedeki hahamlar bunlardan oluyormuş. Bugün Yahudiler arasında hala ayrıcalıklı bir konumları varmış. İşte, babadan oğula geçen Y kromozomlarındaki bazı belirteçler, Kohenlerin %50sinde görülürken bu oran, diğer Yahudilerde %5-10lar seviyesindeymiş. Yahudi olmayanlar arasında ise bu oran çok daha düşükmüş! New York Times'da 1999'da çıkmış bu yazı, Güney Afrika'da Lemba adlı, Yahudi kökenli olduklarını iddia eden bir zenci topluluğunda bu Y kromozomu belirteçlerinin, Kohen olmayan Yahudilerdeki gibi %9 seviyesinde olduğunun bulunduğunu yazıyor. İşte bu, gerçekten ilginç...
New York?ta yayınlanan Shadow adlı anarşist/muhalif bir dergide ?Bilimsel Irkçılığın Ölümü? başlıklı bir yazı çıkmış. Derginin kendisini de incelemek lazım.
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi?nde, Stanford Biomedikal Etik Merkezi varmış. Bu merkezde, bu ilkbahar döneminde ?Gelişmekte Olan Genetik Araştırmaları Işığında Irk ve Etnisiteye Yeniden Bakmak? başlıklı bir konferans serisi düzenleniyormuş. İlgili sayfada, oldukça ilginç olan konuşmalara eşlik eden makaleler de bulunuyor.
Burada önemli bir noktaya işaret etmeliyim. Yukarıda sözü edilen araştırmalarda sözü edilen belirteçler, kromozomlarda yer alan bazı DNA bölümlerinden oluşuyor, ama bunlar gen değil veya bir genin parçası değil. Öyle olsaydı, bunlardaki değişikliklerin bir dış yansıması olurdu. Burada sözü edilen belirteçler, kromozomlar üstünde yer alan, ancak genetik bir bilgi taşımayan, "yararsız" DNA parçaları. Bu yüzden, nesilden nesile aktarılırken, doğal seçilimle belirginleşmelerini gerektirecek herhangi bir avantaj veya yokolmalarına yol açacak bir dezavantaj getirmiyorlar. Öylece durdukları yerde duruyorlar. Bu, "suça eğimlilik geni" veya "eşcinsellik geni" tartışmalarından farklı bir durum.
Perşembe, Mayıs 20, 2004
Nicholas Berg videosuyla ilgili sorular ve şüpheler
Nicholas Berg adlı Amerikalının başı kesilerek öldürülmesi ve bu olayın kaydı olduğu ileri sürülen video görüntüleriyle ilgili çok sayıda gariplik ortaya çıkıyor. Berg'in babasının açıklamaları, Berg'in Zekeriya Musavi ile ilişkisinin ortaya çıkması, Amerikan yetkililerinin ailesinin Berg'in cenazesini görmesine izin vermemeleri, Berg'in Yahudi olması, bu garipliklerin başında geliyor. Ancak, video görüntülerinin yakından incelenmesi sonucunda, bu video görüntülerinde de çeşitli gariplikler olduğu ileri sürülüyor. Bazı iddialar, komplo teorisi kategorisine rahatlıkla sokulabilir: Berg'in Amerikalılar tarafından, Ebu Ğureyb skandalını örtbas etmek için öldürüldüğü (veya öldürülmesini gösteren bir videonun "imal" edilerek servise konduğu) iddiası bunlardan en çarpıcı olanı. Sık sık Wag the Dog filmine göndermeler yapılıyor.
Kuro5hin'deki bu yazıda Nick Berg olayıyla ilgili 50 gariplik sıralanmış.
Bu yazıda ise, bilimsel araştırmalar için 500den fazla fare boğazlamış biri, video görüntülerini inceliyor.
Savaş karşıtı antiwar.com'daki bu yazı, Nick Berg olayındaki gariplikleri ele alıyor.
Berg ile Zekeriya Musavi arasındaki ilişki ise gerçekten çok ama çok garip. CNN'in haberine dikkatimi ilk çeken, Taha Kıvanç'ın Yeni Şafak yazısı oldu. Taha Kıvanç, Musavi 2 yıl önce yakalandığında üzerinden Nicholas Berg'in okul bilgisayar şifresinin çıktığını yazan CBS haberine de atıfta bulunuyor.
Dikkat çekilen bir diğer nokta, videoda infazı gerçekleştiren kişinin altın yüzük takıyor olması: antiwar.com ve khilafah.com
Kuro5hin'deki bu yazıda Nick Berg olayıyla ilgili 50 gariplik sıralanmış.
Bu yazıda ise, bilimsel araştırmalar için 500den fazla fare boğazlamış biri, video görüntülerini inceliyor.
Savaş karşıtı antiwar.com'daki bu yazı, Nick Berg olayındaki gariplikleri ele alıyor.
Berg ile Zekeriya Musavi arasındaki ilişki ise gerçekten çok ama çok garip. CNN'in haberine dikkatimi ilk çeken, Taha Kıvanç'ın Yeni Şafak yazısı oldu. Taha Kıvanç, Musavi 2 yıl önce yakalandığında üzerinden Nicholas Berg'in okul bilgisayar şifresinin çıktığını yazan CBS haberine de atıfta bulunuyor.
Dikkat çekilen bir diğer nokta, videoda infazı gerçekleştiren kişinin altın yüzük takıyor olması: antiwar.com ve khilafah.com
Çarşamba, Mayıs 19, 2004
Google Bütün Sorularınızı Cevaplıyor
Google'ın Google Answers diye bir bölümü var. Google'ın anlaşmalı araştırmacıları var. Sorunuzu soruyor ve cevabı için bir fiyat belirliyorsunuz. Eğer Google araştırmacılarından birisi sorunuzla ilgilenirse, araştırıyor ve bir cevap veriyor. Cevabını beğendiyseniz ücreti ödüyorsunuz. Cevaplanması istenen sorular çok çeşitli olduğu gibi, vaat edilen ücretler de çok çeşitli. 3-5 dolardan başlıyor, yüzlerce dolara kadar çıkabiliyor.
Süper bir fikir.
Çok ilginç sorular sorulmuş, ve asıl ilginci, çoğu da cevaplanmış.
İşte bir örnek: "Neden kadınlar erkeklerden daha çok üşür? Bunun nedeni psikolojik midir, yoksa fizyolojik mi?"
Bu da çok ilginç: "Eski uygarlıklar, acıyı nasıl tanımlamışlar? Tarih boyunca insanlar, nörolojik sistemin anlaşılmasına kadar acıyı nasıl açıklamışlar?"
Burası da, "Google Answers" arasından bir "Best of" seçimi yapmış: http://google.rajjesh.com/
Araştırmacılar, Google'dan para almıyorlar, parayı cevapladıkları sorular karşılığında alıyorlar. Google gözlemcisi bir blog, bu araştırmacıların en ünlüleriyle mülakatlar yapmış.
Süper bir fikir.
Çok ilginç sorular sorulmuş, ve asıl ilginci, çoğu da cevaplanmış.
İşte bir örnek: "Neden kadınlar erkeklerden daha çok üşür? Bunun nedeni psikolojik midir, yoksa fizyolojik mi?"
Bu da çok ilginç: "Eski uygarlıklar, acıyı nasıl tanımlamışlar? Tarih boyunca insanlar, nörolojik sistemin anlaşılmasına kadar acıyı nasıl açıklamışlar?"
Burası da, "Google Answers" arasından bir "Best of" seçimi yapmış: http://google.rajjesh.com/
Araştırmacılar, Google'dan para almıyorlar, parayı cevapladıkları sorular karşılığında alıyorlar. Google gözlemcisi bir blog, bu araştırmacıların en ünlüleriyle mülakatlar yapmış.
Biz katsayıyla uğraşırken Amerikalılar SAT'ye yazılı bölüm koyuyor
Christian Science Monitor'deki yazıya göre ABD'de üniversitelere girişte kullanılan (ama bizdeki gibi tek seçici olmayan) çoktan seçmeli, merkezi test olan SAT'ye (Scholastic Aptitude Test) önümüzdeki yıl bir yazılı bölümü eklenecekmiş. Gerekçesi, eğitimcilerin yıllardır şikayet ettikleri vahim bir durum: "Öğrenciler yazı yazmasını bilmiyor!"
Bu yazıdan, ABD'de SAT'nin 70 yıldan beri yapıldığını öğreniyoruz. Her ne kadar şimdiki hali oldukça farklı olsa da, Türkiye'deki merkezi sınav sisteminin başlangıcında SAT'den ilham alındığını söyleyebiliriz.
Ama ABD'de SAT, hiç bir zaman tek seçici olmadı. Şimdiyse sınava, öğrencilerin kendilerine sınav sırasında verilen bir konu üstünde, sınav süresi içinde bir makale (daha doğrusu bir makale taslağı) yazdıkları bir bölüm eklenecekmiş.
Bakalım bizim memlekete bu dalga ne zaman vurur?
Bu yazıdan, ABD'de SAT'nin 70 yıldan beri yapıldığını öğreniyoruz. Her ne kadar şimdiki hali oldukça farklı olsa da, Türkiye'deki merkezi sınav sisteminin başlangıcında SAT'den ilham alındığını söyleyebiliriz.
Ama ABD'de SAT, hiç bir zaman tek seçici olmadı. Şimdiyse sınava, öğrencilerin kendilerine sınav sırasında verilen bir konu üstünde, sınav süresi içinde bir makale (daha doğrusu bir makale taslağı) yazdıkları bir bölüm eklenecekmiş.
Bakalım bizim memlekete bu dalga ne zaman vurur?
Cumartesi, Mayıs 15, 2004
Washington Post'ta yayınlanan bir anket sonucuna göre Iraklıların %80'i, Amerikan işgali hakkında olumusuz bir fikre sahipmiş. Dahası, bu anket Ebu Gureyb Hapishanesi skandalından önce yapılmış, yani bu oranın şimdi daha da yükselmiş olduğu söylenebilir. Ayrıca Iraklılar, en büyük sorunlarının güvenlik olduğunu söylüyorlarmış. Buradaki güvenlik, Amerikan askerleriyle direnişçiler arasındaki çatışmalardan kaynaklanan bir sorun olmaktan çok, hırsızlık, gasp, adam kaçırma, cinayet ve benzeri olaylar. Amerikan askerleri kendi canlarını korumanın derdine düşmüş, Irak polisi derin bir ikilem içinde çaresiz ve sokaklarda kanunsuzluk kol geziyor.
Bu anket sonuçları içinde Amerikalıları en çok endişelendirecek diğer bir konu, Irak'ın orta güney kesimlerindeki halkın büyük bölümünün Mukteda Essadr'ı desteklediklerini söylemeleri. Sadr'a verilen desteğin Bağdat'ta %45ler, Basra'da ise %67ler seviyesinde olması, Amerikalıların bütün hesaplarını alt üst ediyor. Halkın desteğini arkasına almış bir kişiyi "suçlu" ilan edip tutuklamaya kalkmak herhalde akıllıca bir siyaset değil.
Orta ve uzun vadede Amerikalıların Irak'ta istediklerini elde etmeleri zaten mümkün değildi. Bu, savaşın sona erdiğinin ilan edildiği 1 Mayıs 2003'te böyleydi, şimdi de böyle. Ancak, işlerin kısa vadede (ABD'deki Kasım seçimlerine kadar) iyiye gitmesi de mümkün görünmüyor.
Bu anket sonuçları içinde Amerikalıları en çok endişelendirecek diğer bir konu, Irak'ın orta güney kesimlerindeki halkın büyük bölümünün Mukteda Essadr'ı desteklediklerini söylemeleri. Sadr'a verilen desteğin Bağdat'ta %45ler, Basra'da ise %67ler seviyesinde olması, Amerikalıların bütün hesaplarını alt üst ediyor. Halkın desteğini arkasına almış bir kişiyi "suçlu" ilan edip tutuklamaya kalkmak herhalde akıllıca bir siyaset değil.
Orta ve uzun vadede Amerikalıların Irak'ta istediklerini elde etmeleri zaten mümkün değildi. Bu, savaşın sona erdiğinin ilan edildiği 1 Mayıs 2003'te böyleydi, şimdi de böyle. Ancak, işlerin kısa vadede (ABD'deki Kasım seçimlerine kadar) iyiye gitmesi de mümkün görünmüyor.
Irak'ta 18 gün rehin tutulan Kudüslü bir Hristiyan Arap
Haaretz gazetesinde, Irak'ta 18 gün rehin tutulduktan sonra serbest bırakılan İsrail vatandaşı ve Kudüslü bir Hristiyan Arapla mülakat yapılmış. Nabil Razuk Amerika'da işletme eğitimi almış ve sonra Kudüs'e dönmüş. Marqueta adlı Çek bir hanımı varmış. İsrail'de 2. İntifada'dan sonra Araplar için ekonomik hayat durunca, bir Amerikan yardım kuruluşu adına Irak'ta çalışmaya başlamış. Hille'den sonra Necef'e geçmiş ve 24 Mart günü Necef'te kaçırılmış.
Razuk'u kaçıranlar, üstünden İsrail ehliyeti ve İbranice süpermarket kartı gibi belgeler çıkınca onu Mossad ajanı zannetmişler. Rehin tutulduğu 18 gün boyunca zaman zaman öldürüleceğini sanmış. Bir ara, annesi Suriyeli babası Lübnanlı, Şam'da doğmuş, Lübnan'da yaşamış, sonra Kanada'ya göç etmiş ve kendisi gibi kaçırılmış biriyle aynı yerde tutulmuşlar.
Razuk'u kaçıranlar, üstünden İsrail ehliyeti ve İbranice süpermarket kartı gibi belgeler çıkınca onu Mossad ajanı zannetmişler. Rehin tutulduğu 18 gün boyunca zaman zaman öldürüleceğini sanmış. Bir ara, annesi Suriyeli babası Lübnanlı, Şam'da doğmuş, Lübnan'da yaşamış, sonra Kanada'ya göç etmiş ve kendisi gibi kaçırılmış biriyle aynı yerde tutulmuşlar.
Çarşamba, Mayıs 12, 2004
Propaganda Savaşında İmaj Herşeydir
Salon.com'un haberine göre, New York Barosu Uluslararası Hukuk Komitesi, Amerikan ordusunun Afganistan, Küba (Guantanamo Körfezi'ndeki üs) ve Irak'ta tuttuğu tutuklu ve savaş esirlerine yaptıkları, uluslararası hukuku ihlal ediyormuş. Ayrıca, tutukluların sorgulanmasından üst düzey Pentagon yetkililerinin haberleri varmış. Pentagon'daki üç numaralı adam olan Douglas Feith ise, Cenevre Konvansiyonu'nu "terörizmin hizmetindeki hukuk" olarak nitelemiş. Dahası Amerikalılar, sorgulama işini özel firmalara ihale etmişler. Tabii bu firmalar, hukuk mukuk tanımıyorlarmış. BBC'nin haberi, Rumsfeld'in Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki sorgulamaları iki özel firmanın yaptığını kabul ettiğini bildiriyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki ihlallerin "yaygın" olduğu açıklaması yaptı. Reuters kanallı bu açıklama, pek çok yayın organı gibi Financial Times'da da çıktı.
Warblogging.com'a yazan George Paine, Pentagon'da, CIA'de ve Beyaz Saray'da "savaş suçluları" bulunduğunu, eğer Bush da bu işten haberdar ise, başkanlığının düşürülmesi gerektiğini yazıyor ve şunu söylüyor:
"Bir Amerikalı olarak utanıyorum, kızgın ve öfkeliyim. ... Bu kişiler, bu "Amerikan kahramanları" Amerika'nın dünyadaki konumuna, bu ulusun tarihinde başka hiçbir grubun tek başına yapmadığından daha fazla zarar vermişlerdir. ... Eğer Başkan Bush, bu ölçekte ve şiddette işkencenin, böyle insanlık dışı hareketlerin yapılabildiği bir atmosfere herhangi bir şekilde katkıda bulunduysa... başkanlıktan düşürülmelidir."
Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki işkence ve insan hakları ihlalleri üzerine Amerikan ordusunun resmi incelemesi olan "Taguba Raporu" yayınlandı. İnternet üzerinde çeşitli sitelerden erişmek mümkün: msn ve agonist, bunlardan sadece ikisi.
El Kaide'nin, yakalanan elemanlarına sorguda nasıl davranacaklarını anlattığı bir kılavuz Cryptome'da.
Army Times'da çıkan "En üst seviyelerdeki liderlik yanlışları" başlıklı editör yazısı, Ebu Gureyb Hapishanesi'nde olanların, sadece alt seviyede komutanların suçu olmadığını, kabahatin en üst seviyedekilere kadar çıktığını belirtiyor ve şu ağır ifadelerle bitiyor: "Burada önemli olan, hesap verebilirliktir, bu en üst yöneticileri savaş zamanında görevden almak anlamına gelse bile..." Bu cümleden Myers ve Rumsfeld'in kellelerinin sallandığı sonucu çıkabilir, hatta "başkumandan" Bush'a bile varabilir bu.
Bu da, hala Irak'ta bulunan Jo Wilding'in Felluce izlenimleri:
Warblogging.com'a yazan George Paine, Pentagon'da, CIA'de ve Beyaz Saray'da "savaş suçluları" bulunduğunu, eğer Bush da bu işten haberdar ise, başkanlığının düşürülmesi gerektiğini yazıyor ve şunu söylüyor:
"Bir Amerikalı olarak utanıyorum, kızgın ve öfkeliyim. ... Bu kişiler, bu "Amerikan kahramanları" Amerika'nın dünyadaki konumuna, bu ulusun tarihinde başka hiçbir grubun tek başına yapmadığından daha fazla zarar vermişlerdir. ... Eğer Başkan Bush, bu ölçekte ve şiddette işkencenin, böyle insanlık dışı hareketlerin yapılabildiği bir atmosfere herhangi bir şekilde katkıda bulunduysa... başkanlıktan düşürülmelidir."
Ebu Gureyb Hapishanesi'ndeki işkence ve insan hakları ihlalleri üzerine Amerikan ordusunun resmi incelemesi olan "Taguba Raporu" yayınlandı. İnternet üzerinde çeşitli sitelerden erişmek mümkün: msn ve agonist, bunlardan sadece ikisi.
El Kaide'nin, yakalanan elemanlarına sorguda nasıl davranacaklarını anlattığı bir kılavuz Cryptome'da.
Army Times'da çıkan "En üst seviyelerdeki liderlik yanlışları" başlıklı editör yazısı, Ebu Gureyb Hapishanesi'nde olanların, sadece alt seviyede komutanların suçu olmadığını, kabahatin en üst seviyedekilere kadar çıktığını belirtiyor ve şu ağır ifadelerle bitiyor: "Burada önemli olan, hesap verebilirliktir, bu en üst yöneticileri savaş zamanında görevden almak anlamına gelse bile..." Bu cümleden Myers ve Rumsfeld'in kellelerinin sallandığı sonucu çıkabilir, hatta "başkumandan" Bush'a bile varabilir bu.
Bu da, hala Irak'ta bulunan Jo Wilding'in Felluce izlenimleri:
Perşembe, Mayıs 06, 2004
İthalat patladıktan az bir süre sonra ekonomi de patlıyor
En azından benim 2000-2001 tecrübesinden çıkardığım ders bu yönde. 2000 yılında dolar ucuz diye milletçe ithalatı patlatmıştık. Şubat 2001'de bu sefer patlayan dolar oldu, ekonomi krize girdi.
Dolar şimdi de ucuz. 1.450'lere gelmesine rağmen ucuz. Aylık 5 milyar dolarlık, 8 milyar dolarlık ithalat büyüklüklerinden söz ediliyor. Türkiye için büyük rakamlar bunlar. Fikri Türkel'in bugünkü Zaman'daki yazısı, ortalığın karışmakta olduğuna işaret ediyor.
Dolar şimdi de ucuz. 1.450'lere gelmesine rağmen ucuz. Aylık 5 milyar dolarlık, 8 milyar dolarlık ithalat büyüklüklerinden söz ediliyor. Türkiye için büyük rakamlar bunlar. Fikri Türkel'in bugünkü Zaman'daki yazısı, ortalığın karışmakta olduğuna işaret ediyor.
Osmanlılar ve Bilim, Apo ve Marduk
İstanbul'da IRCICA'nın başkanlığını yapan ve Osmanlı Bilim Tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan, ayrıca hükümet tarafından İKÖ Genel Sekreterliği için aday gösterilen, Mısır doğumlu Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun Osmanlılar ve Bilim adlı eseri üzerine bir değerlendirme yazısı okudum. Yazar, kitabı okumanın yanısıra İhsanoğlu'yla görüşmüş de.
Burada Abdullah Öcalan'ın (avukatları ile?) yaptığı 7 Nisan 2004 tarihli görüşmenin notları var. Apo'nun "kadın" ve "türban" hakkındaki şu sözleri bana ilginç geldi: "Atatürkün kadın şeyini küçüksememek lazım. Atatürkle çok uğraştılar. Halen türbanı dayatıyorlar. Basit ele alıyorlar. Türban Atatürkün kadın özgürlük çabasına bir darbedir." Bir de şurası var: "Ben kendi kendime yetebiliyorum. Tanrısal yalnızlığı yaşıyorum. Kutsal bir yalnızlık bu benim kimseye ihtiyacım yok. Sizinle de saygımdan dolayı görüşüyorum. Benim adıma tanrısallık yolunda olanlar ancak yürürler, kimse kendini kandırmasın. Bütün kutsal kitapları çözdüm. İngilizin yazdığı mektubu okudunuz mu? Braudel meşhur bir tarihçidir, bu konuları iyi işliyor. Foucoult, Wallerstein, hatta Nietsczhe gibi filozoflar oldukça önemli, bunlar okunmalı. Saygı duyuyorum. Çizgim güçlü, tarih bilincim üst düzeyde, dünyanın önünde. PKK bunu çözmüş mü? Devlet bile ciddiyetle yaklaşıyor, bir haftadır savunmamı inceliyor. İleride işleyecek. Beni böyle kullanmak yok. Öcalan ciddi adam. Siz de takip edeceksiniz. Bunlar üzerinden geçiyor. Düşünce fırtınası yaratmalısınız. Bir araştırmacı, tanımıyorum kimdir, anlıyor. Benim partili yoldaşlarım anlamıyor. O kadar çözümleme yaptım, bir kitap bile yok. Bunları takip edin."
Türkiye'de son günlerde bir "Marduk" ve "2012" muhabbetidir, gidiyor. Burak Eldem'in 2012 Marduk'la Randevu adlı kitabı bir anda çok konuşulur oldu. Burak Eldem, bir TV programında, Engin Ardıç'ın Zechariah Sitchin adlı bir yazardan sözettiğini okuduğunda, hemen Amazon'dan Sitchin'in kitaplarını istettiğini söylemişti. Dolayısıyla, Burak Eldem'in, Amazon'da, Sitchin'in kitaplarıyla ilgili bir rehberinin olmasına şaşmamak lazım.
Yılan hikayesine dönen YÖK yasa tasarısında iş yine geldi, OÖBP katsayı tartışmasına dayandı. Bu konuda Mehmet Tezkan'ın dünkü yazısını beğendim. Ancak bugünkü yazısına katılmıyorum.
Burada Abdullah Öcalan'ın (avukatları ile?) yaptığı 7 Nisan 2004 tarihli görüşmenin notları var. Apo'nun "kadın" ve "türban" hakkındaki şu sözleri bana ilginç geldi: "Atatürkün kadın şeyini küçüksememek lazım. Atatürkle çok uğraştılar. Halen türbanı dayatıyorlar. Basit ele alıyorlar. Türban Atatürkün kadın özgürlük çabasına bir darbedir." Bir de şurası var: "Ben kendi kendime yetebiliyorum. Tanrısal yalnızlığı yaşıyorum. Kutsal bir yalnızlık bu benim kimseye ihtiyacım yok. Sizinle de saygımdan dolayı görüşüyorum. Benim adıma tanrısallık yolunda olanlar ancak yürürler, kimse kendini kandırmasın. Bütün kutsal kitapları çözdüm. İngilizin yazdığı mektubu okudunuz mu? Braudel meşhur bir tarihçidir, bu konuları iyi işliyor. Foucoult, Wallerstein, hatta Nietsczhe gibi filozoflar oldukça önemli, bunlar okunmalı. Saygı duyuyorum. Çizgim güçlü, tarih bilincim üst düzeyde, dünyanın önünde. PKK bunu çözmüş mü? Devlet bile ciddiyetle yaklaşıyor, bir haftadır savunmamı inceliyor. İleride işleyecek. Beni böyle kullanmak yok. Öcalan ciddi adam. Siz de takip edeceksiniz. Bunlar üzerinden geçiyor. Düşünce fırtınası yaratmalısınız. Bir araştırmacı, tanımıyorum kimdir, anlıyor. Benim partili yoldaşlarım anlamıyor. O kadar çözümleme yaptım, bir kitap bile yok. Bunları takip edin."
Türkiye'de son günlerde bir "Marduk" ve "2012" muhabbetidir, gidiyor. Burak Eldem'in 2012 Marduk'la Randevu adlı kitabı bir anda çok konuşulur oldu. Burak Eldem, bir TV programında, Engin Ardıç'ın Zechariah Sitchin adlı bir yazardan sözettiğini okuduğunda, hemen Amazon'dan Sitchin'in kitaplarını istettiğini söylemişti. Dolayısıyla, Burak Eldem'in, Amazon'da, Sitchin'in kitaplarıyla ilgili bir rehberinin olmasına şaşmamak lazım.
Yılan hikayesine dönen YÖK yasa tasarısında iş yine geldi, OÖBP katsayı tartışmasına dayandı. Bu konuda Mehmet Tezkan'ın dünkü yazısını beğendim. Ancak bugünkü yazısına katılmıyorum.
Pazartesi, Mayıs 03, 2004
AB'nin web sitesi bile Genişleme sonrasına uyum sağlayamamış!
Avrupa Birliği, Genişleme hakkında bir web sitesi hazırlamış. Sitenin giriş sayfasında, Avrupa Birliğindeki her dilde "Hoş Geldiniz!" mesajı yer alıyor. Site içeriği AB'ye genişleme öncesi üye olan 15 ülkenin dilinde ayrı ayrı mevcut. Bunlar, sol tarafta ve bu dillerde "Hoş Geldiniz"in karşılığına tıklayınca, ilgili dildeki giriş sayfasına ulaşıyorsunuz. 1 Mayıs'ta AB'ye üye olacak ülkelerin dillerindeki "Hoş Geldiniz"ler ise sağ tarafta ve bunlara tıkladığınızda İngilizce sayfaya çıkıyorsunuz.
İlginç olan, sağ tarafta, Türkçenin de olması. Tabii Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dillerinden birisi olarak konmuş oraya, Türkiye için değil. Yalnız, "Hoş Geldiniz" yerine, "Merhaba"yı koymuşlar, onu da "Merhba" olarak, yanlış yazmışlar.
Neyse, İngilizce giriş sayfasına tıklayınca, asıl sürprizle karşılaşıyoruz: Avrupa haritasının üstünde, "363 days left until Enlargement (1 May )" yazıyor! Yani, Genişlemeye 363 gün kaldı! İyi de, bu Genişleme 2 gün önce gerçekleşmemiş miydi? Yoksa bir anda 2003'e geri mi ışınlandık?!!
Biraz düşününce iş anlaşılıyor. Bu yazıyı herhalde her gün yenilemiyorlardı. Otomatik bir sayaç koymuş olsalar gerek, sadece ayları ve günleri sayan bir sayaç... Herşey 1 Mayıs 2004'e endeksli. Ama dünya dönmeye devam ediyor, 1 Mayıs 2004'ten sonra 2 Mayıs 2004 ve ondan sonra da 3 Mayıs 2004 geliyor. Ve böylece akıp gidiyor.
Tek başına bu minik gaf bile, Avrupa Birliği'nin uzak görüşlülükten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor bana. Ve Kıbrıs Rum Yönetimi'ni, bütün adayı temsilen AB üyeliğine alma gibi akıllara zarar bir kararı verirken geleceği nasıl da hesaplayamadıklarını...
İlginç olan, sağ tarafta, Türkçenin de olması. Tabii Türkçe, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin dillerinden birisi olarak konmuş oraya, Türkiye için değil. Yalnız, "Hoş Geldiniz" yerine, "Merhaba"yı koymuşlar, onu da "Merhba" olarak, yanlış yazmışlar.
Neyse, İngilizce giriş sayfasına tıklayınca, asıl sürprizle karşılaşıyoruz: Avrupa haritasının üstünde, "363 days left until Enlargement (1 May )" yazıyor! Yani, Genişlemeye 363 gün kaldı! İyi de, bu Genişleme 2 gün önce gerçekleşmemiş miydi? Yoksa bir anda 2003'e geri mi ışınlandık?!!
Biraz düşününce iş anlaşılıyor. Bu yazıyı herhalde her gün yenilemiyorlardı. Otomatik bir sayaç koymuş olsalar gerek, sadece ayları ve günleri sayan bir sayaç... Herşey 1 Mayıs 2004'e endeksli. Ama dünya dönmeye devam ediyor, 1 Mayıs 2004'ten sonra 2 Mayıs 2004 ve ondan sonra da 3 Mayıs 2004 geliyor. Ve böylece akıp gidiyor.
Tek başına bu minik gaf bile, Avrupa Birliği'nin uzak görüşlülükten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor bana. Ve Kıbrıs Rum Yönetimi'ni, bütün adayı temsilen AB üyeliğine alma gibi akıllara zarar bir kararı verirken geleceği nasıl da hesaplayamadıklarını...
AAAS Nüfus ve Çevre Atlası, Enerji Bölümü
Bir dünya haritası düşünün, ülkelerin kapladıkları alanlar, yakıtlardan elde edilen enerji üretim ve tüketimlerine göre ölçeklenmiş. Yani, çok enerji üreten ve tüketen ülkeler, az enerji üreten ve tüketen ülkelere göre daha büyük yer kaplıyorlar. İşte, aşağıdaki bağlantıda böyle bir harita var:
http://atlas.aaas.org/index.php?part=2&sec=natres&sub=energy
(Bu sayfada bağlantı verilen ilk resim bu)
AAAS'nin Nüfus ve Çevre Atlası, bugünün dünyasındaki çatışmaların arka planını görmek için iyi bir kaynak, özellikle de, enerji ile ilgili bölümü.
Yukarıdaki harita, verileri bütün çarpıcılığıyla görünür kılıyor. Benim dikkatimi çeken noktalar şunlar:
- Genel olarak Orta Doğu, muazzam bir enerji üretim üssü; tükettiğinden fazlasını üretiyor.
- ABD'nin enerji üretimi, tüketiminin biraz gerisinde, ancak ikisi de çok büyük ölçeklerde.
- Avrupa'da Fransa ve Almanya'nın, ürettiklerinden çok daha fazlasını tükettikleri, buna karşın İngiltere'nin tüketimine denk bir üretimi olduğu görülüyor. Avrupa'nın geri kalanında ise (haritada Türkiye'nin bu kategoriye sokulmuş olmasına sevinmek lazım herhalde) üretim, tüketimin biraz gerisinde.
- Hindistan, Çin ve diğer Asya-Pasifik ülkelerinde üretim-tüketim dengesi var iken Japonya, Almanya ve Fransa gibi çok büyük ölçüde dışa bağımlı.
- Afrika, üretim fazlası veriyor vermesine, ama bu aynı zamanda, düşük tüketime, yani ekonomik açıdan geri kalmışlığa da verilebilir.
Bu haritada sözkonusu edilenin, yakıtlardan, yani petrol ve doğal gaz gibi kaynaklardan elde edilen enerji olduğunu belirteyim. Fransa'nın nükleer santrallari bu hesabın içinde değil, ama belki bu hesabın bir sonucu.
http://atlas.aaas.org/index.php?part=2&sec=natres&sub=energy
(Bu sayfada bağlantı verilen ilk resim bu)
AAAS'nin Nüfus ve Çevre Atlası, bugünün dünyasındaki çatışmaların arka planını görmek için iyi bir kaynak, özellikle de, enerji ile ilgili bölümü.
Yukarıdaki harita, verileri bütün çarpıcılığıyla görünür kılıyor. Benim dikkatimi çeken noktalar şunlar:
- Genel olarak Orta Doğu, muazzam bir enerji üretim üssü; tükettiğinden fazlasını üretiyor.
- ABD'nin enerji üretimi, tüketiminin biraz gerisinde, ancak ikisi de çok büyük ölçeklerde.
- Avrupa'da Fransa ve Almanya'nın, ürettiklerinden çok daha fazlasını tükettikleri, buna karşın İngiltere'nin tüketimine denk bir üretimi olduğu görülüyor. Avrupa'nın geri kalanında ise (haritada Türkiye'nin bu kategoriye sokulmuş olmasına sevinmek lazım herhalde) üretim, tüketimin biraz gerisinde.
- Hindistan, Çin ve diğer Asya-Pasifik ülkelerinde üretim-tüketim dengesi var iken Japonya, Almanya ve Fransa gibi çok büyük ölçüde dışa bağımlı.
- Afrika, üretim fazlası veriyor vermesine, ama bu aynı zamanda, düşük tüketime, yani ekonomik açıdan geri kalmışlığa da verilebilir.
Bu haritada sözkonusu edilenin, yakıtlardan, yani petrol ve doğal gaz gibi kaynaklardan elde edilen enerji olduğunu belirteyim. Fransa'nın nükleer santrallari bu hesabın içinde değil, ama belki bu hesabın bir sonucu.
Google 1 GBlık bedava eposta adresi vermeye hazırlanıyor
Bu blog'u barındıran blogger.com'un da sahibi olan Google, 1 GB, yani 1 GİGABAYTlık alana sahip bedava eposta dağıtmaya hazırlanıyor. gmail adlı hizmet, şimdilik deneme aşamasında. Blogger kullanıcısı olduğum için bir adres aldım. Hotmail'deki 5MB sınırlamasından sonra 1 GB, oldukça ferah gelecek.
Bu arada, ebay'da gmail adresleri şimdiden satılmaya başlanmış. hackers@gmail.com adresi için verilen en yüksek teklif, şu anda 200 Dolar. Bu da, konuyla ilgili slashdot tartışması.
Bu arada, ebay'da gmail adresleri şimdiden satılmaya başlanmış. hackers@gmail.com adresi için verilen en yüksek teklif, şu anda 200 Dolar. Bu da, konuyla ilgili slashdot tartışması.
Araba yerine cep telefonuyla hava atmak
The Economist'te çıkan bir yoruma göre artık insanlar, yani parası olanlar (parası olmayanlar insan değil mi?) hava atmak için araba yerine cep telefonu alıyorlarmış. Yazarın otomobil ile cep telefonu ve bunları üreten endüstriler arasında çizdiği paralellikler dikkat çekici.
Amerikan Askeri Gücünün Büyüklüğü
Christian Science Monitor altındaki liblog adlı blogda yer alan yazıya göre, Ocak 2004 verilerine göre Amerikan silahlı kuvvetlerinde 1,4 milyon muvazzaf asker varmış. Bunlardan 435.766'sı, Irak dahil olmak üzere ABD dışında görevdelermiş. Dünyadaki ülkelerin %70'i, bir biçimde, Amerikan askeri barındırıyormuş. ABD dışındaki Amerikan üslerinin sayısı 700'ün üzerindeymiş. Bu bir imparatorluk.
Cumartesi, Mayıs 01, 2004
Irak'ta ölen Amerikalı askerlerin tabutları ve Amerikalıların Iraklı esirlere yaptıkları
Amerika'da, bilgi edinme hakkını güvence altına alan ve düzenleyen, "Freedom of Information Act" diye bir kanun var. Bir benzeri, geçtiğimiz günlerde Türkiye'de yürürlüğe girdi. Bu kanun, Amerika'da, vatandaşların ve sivil toplum örgütlerinin, devleti "hizaya getirmek" için ellerindeki en güçlü silahların başında geliyor. Pentagon'un, "halkın morali bozuluyor" diye, ölen askerlerin tabutlarının resimlerinin yayınlanmasını yasaklaması üzerine Memoryhole.org sitesinin sahibi Russ Kick adlı bir Amerikan vatandaşı mahkemeye başvuruyor ve Amerikan resmi makamları tarafından çekilen resimleri elde ediyor:
http://www.thememoryhole.org/war/coffin_photos/
Bu resimlerin yayınlanmasından sonra site, günde 4-5 milyon hit almaya başlamış. Resimlere internet üzerinde çeşitli sitelerden ulaşmak mümkün. Bunlardan birisi:
http://www.antiwar.com/doverimages/gallery.htm
(İlk 73 resim, uzay mekiği Columbia kazasında ölen astronotlara ait imiş.)
Fotoğrafların yolaçtığı asıl büyük sarsıntı, Amerikan askerleri ve/veya askeri inzibatlarının, işgalin ilk dönemlerinde, Ebu Ğureyb Hapishanesi'nde Iraklı esirlere yaptıkları insanlık dışı muamelelerin fotoğraflarının CBS'te 60 Dakika programında yayınlanmasıyla patlak verdi. Bu fotoğraflara da çeşitli sitelerden ulaşmak mümkün. Bunlardan ikisi:
http://www.thememoryhole.org/war/iraqis_tortured/
http://www.albasrah.net/images/iraqi-pow/iraqi-powÖyle görünüyor ki, Amerikalıların yanı sıra İngilizler de Iraklı esirlere işkence etmişler:
http://news.bbc.co.uk/1/hi/uk_politics/3675215.stm
http://www.thememoryhole.org/war/coffin_photos/
Bu resimlerin yayınlanmasından sonra site, günde 4-5 milyon hit almaya başlamış. Resimlere internet üzerinde çeşitli sitelerden ulaşmak mümkün. Bunlardan birisi:
http://www.antiwar.com/doverimages/gallery.htm
(İlk 73 resim, uzay mekiği Columbia kazasında ölen astronotlara ait imiş.)
Fotoğrafların yolaçtığı asıl büyük sarsıntı, Amerikan askerleri ve/veya askeri inzibatlarının, işgalin ilk dönemlerinde, Ebu Ğureyb Hapishanesi'nde Iraklı esirlere yaptıkları insanlık dışı muamelelerin fotoğraflarının CBS'te 60 Dakika programında yayınlanmasıyla patlak verdi. Bu fotoğraflara da çeşitli sitelerden ulaşmak mümkün. Bunlardan ikisi:
http://www.thememoryhole.org/war/iraqis_tortured/
http://www.albasrah.net/images/iraqi-pow/iraqi-powÖyle görünüyor ki, Amerikalıların yanı sıra İngilizler de Iraklı esirlere işkence etmişler:
http://news.bbc.co.uk/1/hi/uk_politics/3675215.stm
Irak'taki İslamcı gruplar: Ensarü'l-İslam, Ensarü's-Sünnet, Zarkavi, Ebu Hafs El-Mısri Tugayı
Kuzey Irak'ta, Türkiye-İran-Irak sınırlarının kesiştiği dağlık bölgedeki bazı köylerde güçlü oldukları söylenen Kürt ve İslamcı Ensarü'l-İslam grubuna karşı, geçen yıl, savaşın hemen başlarında Amerikalılar büyük bir bombardıman yapmışlardı. KDP ve KYB, bu grubun El-Kaide ile ilişkili olduğunu iddia ederek Amerikalıları, tabiri caizse "provoke" etmişti. Şu günlerde şiddetlenen Irak'taki direnişte, İslamcı grupların etkisi, özellikle Irak dışından gelenlerin sayısı, birer bilinmeyen olarak duruyorlar.
Irak'taki İslamcı gruplar: Ensarü'l-İslam, Ensarü's-Sünnet, Zarkavi, Ebu Hafs El-Mısri Tugayıhttp://cryptome.org/ansar-al-islam.htmAlbasrah.net'te 14 Mart 2004'te, Arapça olarak, El Makrizi Tarih Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr Hani al-Siba'i tarafından yazılmış bir yazı yayınlanmış. Bu yazı, bir Amerikan izleme birimi tarafından İngilizceye çevrilmiş ve cryptome tarafından yayınlanmış.
Oldukça bilgilendirici bu yazıdan, (i) KYB'nin ikinci adamı olan Behram Salih'in ABD vatandaşı olduğu, (ii) Ekim 2003'te Türkiye'nin Bağdat büyükelçiliğine yapılan saldırıyı Ensarü's-Sünne adlı örgütün üstlendiğini öğreniyor, (iii) "selefiye", "Seyyid Kutub," "İhvan-ı Müslimin" gibi anahtar kelimelerin, Irak'taki "İslamcı terör"ün kaynakları olarak önümüzdeki günlerde sıkça telaffuz edilmeye devam edeceğini çıkarıyoruz.
Irak'taki İslamcı gruplar: Ensarü'l-İslam, Ensarü's-Sünnet, Zarkavi, Ebu Hafs El-Mısri Tugayıhttp://cryptome.org/ansar-al-islam.htmAlbasrah.net'te 14 Mart 2004'te, Arapça olarak, El Makrizi Tarih Araştırmaları Merkezi Direktörü Dr Hani al-Siba'i tarafından yazılmış bir yazı yayınlanmış. Bu yazı, bir Amerikan izleme birimi tarafından İngilizceye çevrilmiş ve cryptome tarafından yayınlanmış.
Oldukça bilgilendirici bu yazıdan, (i) KYB'nin ikinci adamı olan Behram Salih'in ABD vatandaşı olduğu, (ii) Ekim 2003'te Türkiye'nin Bağdat büyükelçiliğine yapılan saldırıyı Ensarü's-Sünne adlı örgütün üstlendiğini öğreniyor, (iii) "selefiye", "Seyyid Kutub," "İhvan-ı Müslimin" gibi anahtar kelimelerin, Irak'taki "İslamcı terör"ün kaynakları olarak önümüzdeki günlerde sıkça telaffuz edilmeye devam edeceğini çıkarıyoruz.